AİLE HEKİMİNDEN YANIT

Bakan Müezzinoğlu, Türk Tabipler Birliği\’nin, hekimlerin memur  olmasını istediğini vurgulayarak, “Sabah saat 08.00 öğleden sonra 16.00, hadi Allah’a ısmarladık. Peki, sağlık böyle bir şey mi? Dolayısıyla derdi vatandaş olmayan, derdi millete hizmet olmayan bir anlayışa bu ülkede artık prim yok dedi.

DOKTOR CEVAP VERİYOR;
Sabah mesai 8 de başlar ama benim eve giderken üzerimden çıkaramadığım iki kimliğim var. 7/24 annelik ve doktorluk. Bunu çok iyi bildiğiniz için hastalarımla telefon paylaşmamı hatta o telefonu muayene odası kapısında yazan isim tabelemın altında ilan etmemi istediniz. Ben dahasını yaptım sayın bakanım, ayrı bir hat daha aldım, hemşireme de ulaşsınlar istedim, kart bastırdım, unuturlarsa hatırlasınlar istedim. Doğurunca arayın diye defaten söylememize rağmen aşı randevusunu unutmalarına yada hatırlamak istememelerine rağmen telefonla, olmadı evlerine giderek hastalarıma ulaştım ne yapıp edip korudum hastalarımı.. Diabeti olana kart çıkardım, henüz diabet izlemi zorunlu değilken.. Tahlile gelmeyeni aradım nerde kaldın gecikti takibin diye.. Diabetli hastamın çocuğunu da davet ettim kontrol edilsin, beslenme eğitimi verelim diye.. TTB nin söylediği memuriyet çalışma saatleri değil sayın bakanım, çünkü biz bu mesleğe girdiğimiz fakülte yıllarından beri komşumuz, tatilde tanıştığımız kişi, market çalışanı ve daha birçokları her yerde her zaman sordular ve muayene oldular bize..Biz çalışma saatlerine değil, sizin bizi çalıştırmak istediğiniz saatlere takıldık…Ben ek mesai yaptığım sırada evde yapmam gereken işlerim aksamasın diye bir günlük temizlikçe alsam ona vereceğim kadar parayı ek mesaide kazanamadığımıza takıldık…

Biz çalışma saatlerimizi esnettik.. Kendimize bağlı olmayan hastaya baktık, sırf hastanın işi görülsün zor durumda kalmasın diye.. Siz bizi, pratisyen hekimleri, AİLE HEKİMLİĞİ ünvanıyla şereflendirdiğinizi düşünürken, biz aile hekiminin asıl işinin koruyucu hekimlik olduğunu unutup hastanenin yükünü üstlenmişken, günde 60-70 hasta muayene etmeye çalışırken eylem yapmadık.. Hem umursamaz annenin hem doğurduğu çocuğun ilk 3 gün bakımını yapmak için tırmalarken… aşıya getirilmeyen, oysa çoktan şehrimden taşınıp gitmiş çocuğun, “maaşımı kesmesinler” diye peşine düşmüşken… ne olduğu belirsiz kimselerin kapısına gidip “adresinizda tanımlı görünen ama burada olmayan falancanın burada olmadığına dair bir imza atmanız gerekiyor” diye insanlarla yüzgöz olmuşken, sen benim paramla çalışıyorsun diyen kendini bilmeze sen ne diyorsun diye yan gözle bakamayacak kadar hasta teröründen korkmuşken üzerine gelen; defin nöbetini de aile hekimi tutsun, adli raporu da aile hekimi yapsın, acil nöbetine de gitsin, olmadı asm yi daha çok açık tutsun, oldu olacak cumartesi hep açık olsun, şimdi de pazarlar açık olsun dediğinizde duramadık…

Şimdi ben soruyorum; Sağlık Böyle Birşeymi?
Siz kendi çalışanınızın sağlığını koruyup onu onore etmedikçe sağlık sistemi de hekimlerinizde dağılır gider.. Zorla olmaz demiyorum, elbet olur, bu ülkede “ne yapalım çalışmayıp başka iş mi var” diyen ve 800 tl ye çalışıp aile geçindiren ve hayatını hiçe sayan maden işçileri var.. Bizde bu toprağın evlatlarıyız korku ile pek çok şey yapılır yaptırılır doğru.. Amma bu işin öbür dünyası var. Adil olmayan yöneticinin akıbetini düşünen zaten yönetici olmaya cesaret edemez.

derdi vatandaş olmayan derdi millete hizmet olmayan bir anlayışa bu ülkede artık prim yok.. diyen sayın bakanım; Benim derdim Allah rızası..Ben iyiliği yapar denize atarım.
Dr. Esra ÜÇÜNCÜOĞLU

PAYLAŞ