Çevre; canlıların içinde yaşadığı, hayati bağlarla bağlı oldukları ve çeşitli şekillerde
birbirlerini etkiledikleri ortam olarak tanımlanabilir. Doğal çevre farklı dengelerin birbirleriyle ilişkisi üzerine kurulmuştur. Doğal çevreye çoğunlukla insan tarafından dışarıdan yapılan bir müdahale dengenin bozulmasına sebep olmaktadır. Bu durumda da çevre ve çevrenin bir parçası olan insan sağlığı ile ilgili sorunlar ortaya çıkmaktadır. Kendi yapay çevresini oluşturmak isteyen insanın, doğal kaynakları aşırı ve yanlış kullanması sonucu doğanın üretken yapısını tehdit etmesi çevre sorunu olarak açıklanabilir.

İşletmelerin önde gelen toplumsal sorumluluklarının biri de çevresel olumsuzlukları en
aza indirmektir. İşletmeler bu sorumluluklarını yerine getirebilmek için üretim yönetimleriyle ilgili kararlarda çevre konularına duyarlı olmaları gerekmektedir. Üretim fonksiyonu ile çevre konularını birlikte değerlendirmelidir.

Dünya genelinde çevre bilincinin ve doğayı koruma anlayışının önem kazanması, bu
konu üzerine çeşitli sivil toplum örgütlerinin ortaya çıkmasına, uluslararası kalite
standartlarında ve yasal düzenlemelerde de çevreyle ilgili kriterlerin yer almasına öncülük etmiştir. Şirketler bu kriterlerin tüketicilerin satın alma kararlarını etkilemesi nedeniyle ve diğer baskı unsurlarını da göz önünde bulundurarak çevre kirliliğini önlemek, zararlı atıkları azaltmak hatta tamamıyla ortadan kaldırmak amacıyla piyasaya çevre dostu ürünler, ekolojik ürünler yada diğer bir adla yeşil ürünler sürmeye başlamışlardır. Tüm bu gelişmeler pazarlama faaliyetlerini önemli ölçüde etkileyerek yeşil pazarlama adı altında her aşamada ekolojik faktörlerin de dikkate alınmasıyla oluşan bir anlayış gelişmiştir.

Yeşil ürünü tanımlamak istersek dünyayı kirletmeyen, doğal kaynakları bitirmeyen ve
geri dönüştürülebilen yada değeri korunabilen ürünlerdir. Yeşil ürünün bazı özellikleri taşıması beklenmektedir.

• İnsan yada hayvan sağlığına tehlikeli olmamalı,
• İmalat, kullanım yada ortadan kaldırma süreçlerinde çevreye zarar vermemeli,
• İmalat, kullanım yada ortadan kaldırma boyunca aşırı miktarda enerji ve diğer
kaynakları tüketmemeli,
• Fazla ambalaj yada kısa yaşam süresi nedeni ile gereksiz atığa neden olmamalı,
• Gereksiz kullanımı gerektirmemeli yada hayvanlara işkence yapılmamalı,
• Çevreye zararlı malzemeleri içermemelidir.

Ülkemizde de çevre bilinci ve çevresel kaygı taşıyan tüketici sayısında son yıllarda hızlı bir artış görülmektedir. Ancak buna rağmen yeşil ürünlerin, günümüz için, tüketici davranışlarında belirleyici eylemlere neden olacak kadar etkin olmadığı söylenebilir. Çevresel kaygı taşıyan kişilerin, bu kaygılarını satın alma davranışına yansıtmaması yeşil ürünlerin pazarda payının artımamasına sebep olmaktadır.

Tüketiciler ile ilgili bu problem, iki başlık altında toplanmaktadır. Öncelikle müşteriler yeşil ürünlerin performanslarını eksik görmektedir. Örneğin, geri dönüşebilir materyaller, ham materyallere göre ikinci sınıf olarak algılanmaktadır. İkinci olarak şüphe uyandıran uygulamalardır. Örneğin, “bakterilerle ayrışabilen”, “geri dönüşebilir”, “çevre dostu” gibi iddiaların ispatsız bırakılması, ikna edici olmayan ve gerçek dışı olarak görülmesine neden olmaktadır.

Çevreci ürünler geliştirmek için yapılan yatırımlar ürünün maliyet artışına neden olarak satış fiyatını arttırmaktadır. İnsanlara, çevrenin ve sağlıklı yaşamanın da bir maliyeti olduğu anlatılarak, çevreci ürünleri satın almanın onları gelecekte geri dönülmez yaşamsal sonuçlardan kurtaracağı bilinci yerleştirilmelidir. Eğer bu bilinç toplumlara kazandırılırsa, çevreci yatırımların maliyeti fiyatalara uzun sürede olumlu olarak yansıtılabilir. Yeşil ürünü tutundurma stratejileri, ürünün niteliklerinin fiyata yansımasını haklı kılacak gerekçeleri tüketicilere açık ve samimi biçimde anlatabildiği takdirde yeşil pazarlamanın önemli bir stratejik adımı atılmış olacaktır.

Eko etiketleme karşılaştırıldığı diğer ürünlere göre çevreye daha az zararlı olduğu kabul edilen ürünlere verilen bir ödül niteliği taşımaktadır. Eko etiketleme ile tüketicilerin sağlık ve çevreye olan duyarlılığını arttırmak ve bu yönde zararlı olmayan ürünleri tercih etmelerini sağlamak amacı taşınmaktadır. Eko etiket, ürünü pazarlama avantajı ile ödüllendirirken fiyat dezavantajını da ortadan kaldırması umut edilir. Uzun vadede eğer etiketli ürün başarılı ise, artan talepten dolayı, fiyat tekrar düşebilir.
Yeşil tüketici kavramı, sürdürülebilirliğe katkı yapan bir diğer kavramdır. Yeşil
tüketiciler, kendi sağlıklarını ve doğal çevreyi satın alma güçleriyle korumayı amaçlayan ve bu doğrultuda gerekirse daha fazla fiyatla da olsa “yeşil uygulamaları” kullanan işletmelerin ürün ve hizmetlerini tercih eden bireyler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sürdürülebilirlikle birlikte dünyamızın iklim değişikliği mücadelesinde, çevreye yönelik
yapılan her girişim önemli ve değerli hale gelmiştir. Sürdürülebilirlik, kapitalist sistemin kar amaçlı stratejilerinden biri olarak algılanmamalı, kişi ve kurumları çevreci olmaya itecek bir güç olarak görülmelidir. Bu kapsamda üretim ve tüketim alışkanlıklarımızda değişiklik yapmamız, sürdürülebilirliği farklı bir boyuta taşıyarak yeni bir yaşam tarzı haline getirmemiz gerekmektedir. Bu noktada yeşil örgütler, bu amaca karşılık verebilecek önemli aktörlerdir.

Yeşil örgütler, yeşil işletme anlayışını tam olarak benimseyen ve bu anlayışı örgüt kimliğine dahil etmeye çalışan örgütlerdir. Günümüzde toplumsal fayda, rekabet avantajı ve uzun dönemli kar elde etmek gibi avantajlarından dolayı işletmelerin çevreci olmasının ve yeşil içerikli ürün ve hizmetler sunmasının bir zorunluluk haline geldiği söylenebilir. İşletmeler, yeşil içerikler üreterek kendi kurumsal sürdürülebilirliklerine katkı sağlarlarken doğal çevrenin ve sağlığın korunmasına da yardımcı olmaktadırlar.

Birinci basamak sağlık kurumları olarak bizler de yeşil ürünlere olan eğilimi artırarak,
çevre dostu bir davranış politikasıyla yarınlara katkı sağlayabiliriz. Sağlık kurumlarında insan sağlığının temel etkileyici faktörü olan çevre sağlığının korunmasına yönelik bilgilendirici ve yönlendirici faliyetler düzenlenmelidir. Bu ve benzeri birçok çalışmalarla çevrenin ve sağlığın korunması stratejileri geliştirilmelidir. Sağlığın koruyucu hekimleri olarak çevrenin de korunması biz aile hekimlerinin temel ilkelerinden biri olmalıdır.

UZM. DR. UĞUR GÜÇLÜ

PAYLAŞ