OKUL AŞILARINA BAKARKEN AİLE HEKİMLİĞİNDEKİ SORUNLARI GÖRMEDEN GEÇEMEYİZ

İstanbul
Nüfusu 15 ila 20 milyon arasında dalgalanan şehir.
Dalgasıyla bile Ahmet Hamdi Tanpınar’ın bahsettiği beş şehir kurulur.
Her bölgeden göç alan, her ekonomik düzeyin yaşam alanları bulunan, her kültürden geleneklerin yaşandığı bu şehir için İstanbul Türkiye’dir” derler, doğrudur.
Koca şehrin sorunları da o sorunların çözümleri de büyük olmalıdır. Bu şehrin sorunları aslında ülkenin sorunladır, çözümleri de ülkeye dairdir.
Kolay değil, “bir İstanbul beş şehirdir, beş İstanbul bir Türkiye’dir.”
Bu 16 milyonluk şehirde her bireyin bir aile hekimi var.
Her 3640 kişiye bir aile hekimi düşüyor. Bu sayı ortalama tabi ki. Nüfusun aile hekimlerine dağılımı eşit olmadığı için kayıtlı nüfusu 5000 lerde olan aile hekimliği birimleri de var bu şehirde 1000 in altında olan da.
Sıfır nüfusla başlanan yerler ve cezaevi birimlerinin kayıtlı nüfuslarının düşüklüğü de hesaba katılınca dağılım oldukça karışık olmakla birlikte genel ortalama 3800 lere kadar çıkmaktadır.
Sağlık Müdürlüğü Kayıtlarında İstanbul’da onayı alınmış 4923 birimin olduğu görünüyor.
Oysa sahada aktif 4395 aile hekimi var.
Nasıl oluyor demeyin 528 birimin aile hekimi yoksa oluyor.
4395 hekimi olan birim yanında 528 tane adı var kendi yok birim var İstanbul da.
4395 hekimin sadece 4000 i ebe ya da hemşire ile çalışıyor. 395 hekim tek başına idare etmeye çalışıyor birimini.
Oysa mevzuata göre bir aile hekimliği birimi, bir bina, bir aile hekimi ve bir aile sağlığı çalışanından oluşmak zorunda. Ama kuralsızlıkların şehri İstanbul’da bu kuralı takan yok, 528 i tamamen boş 395 i ise hemşiresiz, ebesiz.
İster hekimsiz olsun ister ebesiz, hemşiresiz buraya kayıtlı nüfus bulunduğu sürece bu birimin muayenesi var, aşısı var, gebesi, bebeği var, pansumanı, enjeksiyonu, laboratuvarı var, raporları var, bürokratik işleri var, performansı-performans itiraz işleri var, denetimi var, savunmaları mahkemeleri var. Gelen yazıları ve bu yazılara verilmesi gereken cevapları da var. Yani kimse senin hemşiren yok o zaman aşıları senden alalım demiyor.
Ama mevzuatta aile sağlığı merkezi tanımında aile sağlığı çalışanı olmazsa olmazımız.
Bu durumda iki soru geliyor gündeme;
1) Kadrosu hazır bir aile hekimliği birimi niye tercih edilmez
2) Hekimi ve binası olan bir birim niye çalışacak hemşire, ebe sağlık memuru bulamaz.
Birinci sorumuzun yanıtlarıyla başlayalım:
Aile Hekimliği Sistemini başından beri söylediklerimiz tekrar etmemiz şart oldu;
· Kim ne derse desin bu hizmet bir kamu hizmetidir.
Buralarda hizmetin devamlılığı esas olmalı, personel zamanla değişse de standartlara uygun, tefrişatı yapılmış hizmet binası Kamu eliyle inşa edilmelidir. Buraları tercih eden hekim mevzuattaki gibi sadece buraların işletme giderlerini karşılamalıdır. Başka bir yere gittiğinde ya da emekli olduğunda anahtarını asıl sahibine yani kamu ya bırakmalıdır.
· Birimler nüfus planlarına göre açılmalı, sadece binamız var diye bir aile sağlığı merkezinin hemen yanına yeni bir aile sağlığı merkezi kadrosu açılmamalıdır. Bu durum sistemi sıfır nüfuslu adı var kendi yok aile sağlığı merkezi çöplüğüne dönüştürdüğü gibi, etik olmayan bir rekabete ve usulsüz sözleşme fesihlerine de yol açmaktadır. Nüfusu birden bire düşen eski birimler hem maddi kayba uğramakta hem de sözleşme fesihleriyle karşılaşmaktadırlar. Oysa dengeli bir dağılımda bizim birim başına 2500 hedef nüfusumuza göre 2000 civarında yeni aile hekimini sisteme katmamız gerekmektedir.
· İlk 1000 kişilik nüfusa verilen ücret düşüktür. Yeni açılmış bir birimi tercih eden hekimin geçimini sağlayacak bir ücrete ulaşması çok uzun zaman alacak, hatta bir süre sonra 1000 nüfusa ulaşamazsa sözleşmesi mevzuata aykırı olarak bile olsa, İstanbul Sağlık Müdürlüğünün hatalı yorumu nedeniyle uyguladığı pratiğe göre fesih edilecek, bu hatanın düzeltilmesi için açılan dava süreci yıpratıcı olacaktır. Hiçbir hekim bu dertler ve bilinmezlikle uğraşmak istemez.
· Aylık cari giderler enflasyon ve personel ücret artışları karşısında erimiştir. Mevcut haliyle kimse yeni bir aile sağlığı merkezinin kurulum ve işletme giderlerini karşılayamamakta, bu denli büyük bir yatırıma girmek istememektedir.
· Aile hekimliği cazibesini yitirmiştir. Mevzuattaki karmaşa ve var olan mevzuatın dahi farklı ve hatalı uygulanması, iş yükü, angaryalar, sorumluluk yükü, sağlık raporlarındaki malpraktis riski, sağlıkta şiddette karşı en güvenliksiz yerlerin aile sağlığı merkezleri olması, genel olarak hekimliği ve özelde de aile hekimliğini tercih edilen meslekler olmaktan uzaklaştırmıştır.
· Aile Hekimliği koruyucu hekimlik olmaktan çıkmaktadır. Neredeyse tüm kurum ve kuruluşun her akla gelen işinde aile hekimliğine bir görev yüklenmiş, hiç ilgimizin olmadığı alanlarda bile yetkinliğimiz olmayan işler üstümüze yıkılmış bununla da yetinilmemiş aaile hekimleri adeta reçete düzenleme, tetkik yaptırma ve rapor verme işleri dışında iş yapamaz hale getirilmiştir. Mesleki tatminden uzak, riski yüksek, verimliliği olmayan bu işlerin Sağlık Bakanlığınca da kontrolü yapılamamış, yapılan kısır düzenlemeler çözüme ulaşabileceğimize dair umutları da azaltmıştır.
· Mesleki örgütlerimiz yok sayılmaktadır. Sahadaki hem sağlık sunucularına hem de hizmetten faydalanan vatandaşa dair sorunların çözümü noktasında asıl bilgi birikimine sahip olan dernek oda ve sendikalar yok sayılmakla modern toplumlarda olan sorun çözüm çalışmaları yetersiz kalmaktadır.
· İş yükü analizimiz mesai sürelerinde mevcut işlerin yapılabilmesini imkânsız kılacak düzeye gelmiştir. Bunun sonucu olarak da yapmaktan mutlu olunan toplumun sağlığını etkileyen ve asıl işimiz olan koruyucu hekimlikten de uzaklaşılmıştır.
· Covid-19 döneminde Bakanlığın aile hekimliği çalışanlarını görmezden gelmesi bardağı taşıran son damla olmuştur. Bu dönemde en riskli sağlık sunucularından biri haline gelen aile hekimlikleri, kapatılan hastane polikliniklerinin tüm yükü yanında vazifesi olmadığı halde temaslı takipleri de yapmış, yüzlerce çalışan hastalığı kapmış hatta vefat etmiştir. Buna karşılık hiçbir şekilde yeterli kişisel koruyucu donanım yollanmamış, virüs yükünü azaltıcı önlemler alınmamış, hastalanan arkadaşlarımızın tedavi süreçlerinde ücretleri kesilmiş, meslek hastalığı tanımlaması ve şehitlik talebimiz dikkate alınmamış, Bakanlığın söz verdiği ek ödeme kapsamına alınmamışlardır.
· İş güvencesi valinin iki dudağı arasına sıkıştırılmıştır. Mevzuatın zorlanmasıyla, denetim ekiplerinin yetersizliği bir araya gelip bir de buna inceleme ve soruşturmalarda titiz davranılmaması eklendiğinde görülmektedir ki bir aile hekimi asla mevzuatın gereklerine göre hareket ederek görevinin başında kalamaz. Yasal olmayan talepleri yerine gelmedi diye şikâyet eden vatandaşın bu şikâyetleri bile ceza puanına dönüştürülüyorsa yüzlerce hekimsiz birimin tercih edilmeyerek boş kalması da kaçınılmazdır.
Bu liste uzatılabilir ama boş birimlerin doldurulması isteniyorsa bu kadarını bile düzeltmek yeterli olacaktır. Peki, tüm bunlara rağmen, bir hekimi ve bir binası olduğu halde bunca hekim niye aile sağlığı çalışanı bulamıyor?
· Bakanlık bütçesi olduğu halde özel sektörden aile sağlığı çalışanı istihdam edilmesinde çok cimri davranıyor. Kamu dan geçişlerde çalıştıkları kurumlardan muvafakat alınmasını şart koşan Sağlık Bakanlığı özel sektörden alımlarda da sayı kısıtı getiriyor ve maalesef iş bulamayan hemşire ebe ve sağlık memurları istese de aile hekimliğinde çalışamıyor.
· Aile Sağlığı Çalışanlarının gelirleri açısından kamu dan geçişi zaten cazip değilken üstüne bir de muvafakat sorunu ile baş edilemiyor. Bu gün için artık ilçe sağlık müdürlüğünde çalışan bir hemşirenin maaşı bunca iş yükü karşılığında aynı ücretlerle aile hekimliğine geçmeyi cazip olmaktan çıkarmıştır.
· Aile sağlığı merkezlerinde hiyerarşik tanımlama yeterli değildir.
· Boş birim görevlendirmelerinde verilen ek ücret yapılan işin dörtte biridir ve görevlendirme tercihen değil mecburen dir.
· İzinlerde yapılan kesintiler ücretin düşüklüğüne eklenince sonuç doğal olarak bu alana geçmek isteyenleri tedirgin etmektedir.
Yani aile sağlığı sistemine istihdam, istihdam için de koşullarda düzelme şart.
Dünya ortalamalarına bakarsak aile hekimi başına düşen nüfusun 1500 lerde olduğunu göreceğiz. Buna karşılık yapılan işlerin sayısı, bu işlerin karşılığında alınan ücretler, performans sistemi, izinler, mevzuat, şiddet, idari baskı gibi ayrıntıları dikkate aldığımızda aslında bizde bir birimin çok daha düşük ücretlerle dünya örneklerinin üç katı iş yaptığını söyleyebiliriz.
Şimdi bu kadar düşük gelir ve olumsuz şartlarla yapılan işlerimize yine bizlerin bilgisi ve katkısı olmadan okul aşıları ve izlemleri de eklenmiş. Evet, “eklenmiş” diyoruz zira konuyu asıl muhatapları olduğumuz halde ancak basından öğreniyoruz.
Genelgeye göre 1 Temmuz 2016 tarihinde doğanlardan başlamak üzere 48. ayına girmiş olan tüm çocuklara, Kızamık Kızamıkçık Kabakulak, difteri (kuşpalazı), boğmaca, tetanoz ve çocuk felci aşıları; 156. ayı dolduranlara Tetanoz ve Difteri aşısı ASM’de yapılacak.
İstanbul’da 0-14 yaş arasındaki bilinen nüfusun iki buçuk milyonun Türkiye çapında ise on sekiz milyonun üstünde olduğunu, bir bebeğin 14 yaşına kadar sadece takvim aşılarına bakarsak 20 kez aşılandığını ve bunun için 10 kez aile sağlığı merkezine getirilmesi gerekeceğini, bunun dışında erişkin bağışıklamayı da işin içine kattığımızda aşılamanın tek başına aile sağlığı merkezlerinin iş yükünün büyük bölümünü alacağını dikkate almak zorundayız.
Ne var ki:
· İstanbul’da 900 birim Ülke genelinde ise 3500 e yakın birimde aile sağlığı çalışanı yokken,
· Birim başı nüfus ortalamamız 3600-3800 arasında iken,
· Katsayılar ve taban ücretlerle cari giderlerdeki kayıplar giderilmemişken,
· Bakanlık aile sağlığı merkezlerine aşı dolabı dağıtmamışken, ev tipi buzdolaplarında aşı saklıyorken,
· Soğuk zincir kırılmalarında haksızca yüksek bedeller çalışanlara ödetilirken,
· Aşı tedariki aylık ya da on beş günlük periyotlarla yapılırken,
· Birçok yerde aşıların ulaştırılması bile haksız şekilde aile sağlığı merkezi sorumluluğuna yüklenmişken,
· Aşıların yapılması için ailelere hiçbir sorumluluk yüklenmemişken,
· Performans kesintisi devam ediyorken,
· Sonradan eklenen işlere dair ek ödeme verilmesi düşünülmeyip aksine bir de kesintiye tabi işlemler içine sokuluyorken,
· Mevzuatta geçen ek aile sağlığı çalışanı sağlanmamışken,
· Göç, mevsimlik işçilik, göçmenlik ve mültecilik sorunları devam ederken,
· Mobili olan birimler için ulaşım konusunda coğrafi engellere yönelik çözümler yerinde dururken,
· İletişim bilgileri konusunda elimiz bağlı iken,
. Günlük poliklinik sayılarımız kısıtlanmadan
. Sağlık Raporları angaryası üzerimizden alınmadan
· Aile sağlığı merkezlerinde randevu zorunluluğu getirilmemişken,
· Okulların kayıtlarında aşı şartı aranmazken,
· Asıl hedefimiz sağlıklı aşı, eksiksiz aşı, herkese aşı iken,
Bu hedeften uzaklaştıracak, bu hedefi aksatacak her türlü oldubitti ülkemizin geleceğine tehdit anlamına gelecek bir adımdır.
Attığınız bu adımı geri çekin. Bizlerle temas edin.
Temasın bu denli gündemde olduğu bir dönemde bu aşıların nasıl yapılması gerektiği konusunda birlikte yol almazsak hem salgın döneminde hem de sonrasında herkese aşı, eksiksiz aşı, sağlıklı aşı hedefinden uzaklaşacağımız konusunda uyarmak hekim olarak görevimizdir.

 

PAYLAŞ